İşletmeler Üretimi Biliyor, Şimdi Satma Zamanı
Ana Sayfa \ Haberler \ Basın Bültenleri \ İşletmeler Üretimi Biliyor, Şimdi Satma Zamanı
İşletmeler Üretimi Biliyor, Şimdi Satma Zamanı
UyumSoft Bilgi Sistemleri ve Teknolojileri AŞ.
Genel Müdürü Mehmet Önder,
Ülkemizdeki işletmeler, 1970 ile 2000’li yıllar arasında üretmeyi öğrendi ve üretimde çok ciddi başarılar kaydetti. Binlerce fabrika, on binlerce işletme kurarken, milyonlarca kalifiye insan kaynağını yetiştirdi. Günümüzün acımasız global rekabetinde ayakta kalmak için, son yıllarda ürettiklerini satmayı da öğrenmeye başladı. Zira üretimi bilmek kadar, ürettiğini satmak ve yeni pazarlar yaratarak, bu pazarlardan pay almak da çok önemli bir konudur. Birçok sektörde üretim kalitesi ve standartlarda, ciddi bir başarı elde ettik.
Bugün küçük bir işletme bile, 20 veya 30 ülkeye ihracat yapmaya başladı. Gelinen nokta çok büyük bir başarı olmasına rağmen, günümüzün rekabet ortamında yeterli değildir. Ülkemiz KOBİ’lerinin yüzde 98’si ne yazık ki, uluslararası firmaların sahip olduğu üretim, insan kaynakları, pazar ve cironun çok gerisindedir. İç pazar ve dış pazarlara yapılan satışlar, günümüzde işletmelerin faaliyetlerini sürdürmesini sağlasa da, yakın gelecekte uluslararası firmaların acımasız, yoğun ve etkin rekabeti karşısında, Türk KOBİ’leri zorlanmaya başlayacaktır.
Burada, uluslararası firmalara karşı direnç gösterme ve onların pazarlarından pay alabilme önemli bir konudur. Yapılan satışların; yerel bölgelere mi yapılacağı?, Dünya pazarlarına mı satılacağı? gibi soruların yanıtları belirlendikten sonra, bu strateji doğrultusunda hareket edilmelidir. Çünkü dünya devleri, sahip oldukları teknoloji, bilgi sistemleri altyapısı, sermaye birikimi, insan kaynakları, ar-ge ve üretim gücüyle, girdikleri herhangi bir ülkedeki yerel pazardan kısa zamanda çok ciddi pazar payı alabilmektedir. Bu nedenle ülkemiz işletmelerinin de, dünyadaki gelişim ve değişim paralelinde, stratejik planlarını hazırlayıp, o yönde hareket etmesi gerekir.
Bugün ve gelecekte belli bir etkinliği ve gücü olmayan firmaların ayakta kalması gerçekten zordur. Bu nedenle işletmeler, birçok sektörde faaliyet gösterip dağılmak yerine, ana sektörlerine yoğunlaşarak, dünyayla rekabet etmeyi tercih etmelidir. Artık işletmeler, yatay büyümek yerine, en iyi oldukları sektörde dikey büyüme modeli üzerinde yoğunlaşmalıdır. Ülkemizdeki büyük holdingler bunun ön büyük örnekleridir. Ana sektörleri belirledikten sonra, o sektörde büyürken, diğer yan sektörlerden yavaş yavaş çıkmaya başlamışlardır.
Burada, ‘herkesin en iyi bildiği işi yapması’ sözü de değişime büyük anlam katmaktadır. Nitekim bu süreçte, bugüne kadar uygulanan satış ve pazarlama yöntemleri de değişerek, eldeki veriler doğrultusunda hareket edilmesi önem kazanmıştır. Özetle, işletmeler için ayakta kalıp rekabet edebilmek için, üretim yapmak kadar, ürettiğini satmak da ciddi önem kazanmıştır. Bugün uluslararası bir dünya devi; yüzlerce veya binlerce dağıtım noktasını, farklı ülkelerdeki fabrikalarını, on binlerce çalışanını bilgi teknolojileri altyapısı ile anında yönetebilmektedir.
Kurumsal Kaynak Planlama (ERP), İş Zekası, B2B, B2C gibi bilgi teknolojilerindeki gelişmeleri anında işletmesine revize eden firmalar, rakipleriyle arasındaki uçurumu hızla açmaktadır. Global şirketlerin bu gücü karşında; ülkemizdeki KOBİ’lerin de işletmeleriyle ilgili doğru ve etkin veriyi elde edip veriler doğrultusunda stratejisini belirleyebilmesi için bilgi teknolojileri yatırımlarını yapması gerekir. Çünkü herhangi bir ürünle ilgili, mesela anneler gününe ait son 5 yıllık bir veri, yaklaşmakta olan anneler gününe yönelik ne kadar bir üretim ve nasıl bir satış politikası yapılacağı konusunda kaynak oluştururken, yeni kampanya modellerinin belirlenmesine de ışık tutmaktadır.
Buradan bir konuya yeniden değinmek isterim ki; KOBİ’lerimiz üretimi öğrendi, şimdi sıra bunları pazarlamaya ve satmaya geldi. Uluslararası işletmelerle rekabette, satış ve pazarlama politikalarını hayata geçirecek olan firmaların, tek başına hareket etmeyerek, kendi sektöründen veya satış pazarlama ağı güçlü olan işletmelerle işbirliği yapması gerekir. Zira tek başına hareket, acımasız küresel rekabette, firmaya hiçbir fayda sağlamaz. Bu nedenle firmalar, hatta herhangi bir sektördeki tüm firmaların birlikte hareket edip, güçlerini birleştirmesi gerekir. Bu konuda, sivil toplum örgütlerinin, yerel yönetimlerin ve ilgili kamu kurumlarının vizyon açıcı çalışmaları olmalıdır.
Bu çalışmalar belirli bir plan çerçevesinde yapılmalıdır ki; ülkenin kaynakları rastgele kullanılmamalıdır. Bugüne kadar üretim bilgisi ve teknolojisine ihtiyaç duyan bir işletme; artık uluslararası arenaya çıktığında, farklı ülkelerdeki pazar politikaları, tüketici eğitimleri, yasal düzenlemeler, satış, pazarlama ve reklam çalışmaları gibi konularda bilgi ve desteğe ihtiyaç duymaktadır. Bu firmalara, ihtiyaç duyduğu konularda iş planları ve metotlar konusunda, finans, pazarlama politikalarının oluşturulması konularında ilgili kurum ve kuruluşların rehberlik etmeleri önemlidir. Zira, ülkemizde ilk 500 içindeki tüm firmaların milyon dolarları bulan cirosu, milyar dolarları bulun uluslararası firmaların ciroları yanında çok küçüktür. Neredeyse, Coco Cola, IBM gibi dünya devi global şirketler, birçok ülkenin GSMH büyüklüğünden, daha fazla kadar ciro gerçekleştirmektedir.
Rekabet Edebilir Sektörler Çıkarmalıyız
Ülkemizde hemen hemen her sektörde yetişmiş firmalar vardır. Turizmde, bilişimde, sanayide, inşaatta, tarımda, uluslararası firmalar oluşturabiliriz. Burada hangi sektörlerle rekabet edeceğimize karar verip, bu sektörlerin ayağa kalması için hayata geçirilecek yol haritasının oluşturulması gerekmektedir. Zira işletmelerin, ellerindeki tüm kaynakları etkin olarak kullanmaları gerekir. Şirketler; sermayesini, insan kaynağını, vizyonunu, görüşünü, çok sayıda şirket kurmak yerine tek şirkete yoğunlaştırmalı ve o sektörde uluslararası başarılar elde etmelidir.
Üretimin yanında, satış ve pazarlamanın yapılması konusunda eldeki veriler etkin kullanılmalıdır. Zira hangi bölge veya ülkeye satış yapacağı belirlendikten sonra, o konuda önemli çalışmalar yapılmalıdır. İşletmelerin de küresel rekabet pazarında, birbirleriyle işbirliği yapmaları, ar-ge, satış pazarlama gibi konularda ortak hareket etmeleri önemlidir. Güç birliği oluşmadığı taktirde, dünyadaki milyonlarca firmaya karşı küçük firmaların pazar payları yok olacağından, batma noktasına gidecektir. ‘büyük balıkların küçük balıkları yutma’ sürecini yaşamamak için, işletmeler kardeş işletme işbirlikleri oluşturarak, en azından satış ve pazarlama konusunda birlikte hareket etmeyi öğrenmelidir.
Üretimin yanı sıra, satışa odaklanmayan firmalar, satış yapamayacağı için her geçen gün üretim oranını azaltacaktır. Dünyadaki gelişim ve değişim, uluslararası firmaların farklı bakış açıları ve dünyadaki etkinliklerinin artması sonucunda, ülkemizde 250 bine yakın olan KOBİ’nin, yaklaşık 50 bini bulan küçük işletmeleri, ne yazık ki, rekabet edemeyeceği için gelecek 5 yıl içinde kapanma noktasına gidebilir. Burada, yaklaşan tehlikenin kamu, yerel yönetimler ve sektör tarafından hızlı görülüp, gerekli tedbirlerin alınması gerekir. Bunun sonucu olarak da, bugünün küçük işletme patronları, çok yakın gelecekte, çalışan olma durumuna düşerken, bu işletmelerde çalışanlarda daha büyük işletmelerde çalışmaya başlayacaktır. Ülkemizde ayakkabıcılık ve tekstil sektörlerindeki daralmanın ardından mobilya başta olmak üzere birçok sektörde de daralma başlamıştır. Tüm işletmelerin gelişmeleri yakından takip ederek, kendilerini adapte etmeleri gerekir.
UyumSoft Bilgi Sistemleri ve Teknolojileri AŞ.
Genel Müdürü Mehmet Önder,
Ülkemizdeki işletmeler, 1970 ile 2000’li yıllar arasında üretmeyi öğrendi ve üretimde çok ciddi başarılar kaydetti. Binlerce fabrika, on binlerce işletme kurarken, milyonlarca kalifiye insan kaynağını yetiştirdi. Günümüzün acımasız global rekabetinde ayakta kalmak için, son yıllarda ürettiklerini satmayı da öğrenmeye başladı. Zira üretimi bilmek kadar, ürettiğini satmak ve yeni pazarlar yaratarak, bu pazarlardan pay almak da çok önemli bir konudur. Birçok sektörde üretim kalitesi ve standartlarda, ciddi bir başarı elde ettik.
Bugün küçük bir işletme bile, 20 veya 30 ülkeye ihracat yapmaya başladı. Gelinen nokta çok büyük bir başarı olmasına rağmen, günümüzün rekabet ortamında yeterli değildir. Ülkemiz KOBİ’lerinin yüzde 98’si ne yazık ki, uluslararası firmaların sahip olduğu üretim, insan kaynakları, pazar ve cironun çok gerisindedir. İç pazar ve dış pazarlara yapılan satışlar, günümüzde işletmelerin faaliyetlerini sürdürmesini sağlasa da, yakın gelecekte uluslararası firmaların acımasız, yoğun ve etkin rekabeti karşısında, Türk KOBİ’leri zorlanmaya başlayacaktır.
Burada, uluslararası firmalara karşı direnç gösterme ve onların pazarlarından pay alabilme önemli bir konudur. Yapılan satışların; yerel bölgelere mi yapılacağı?, Dünya pazarlarına mı satılacağı? gibi soruların yanıtları belirlendikten sonra, bu strateji doğrultusunda hareket edilmelidir. Çünkü dünya devleri, sahip oldukları teknoloji, bilgi sistemleri altyapısı, sermaye birikimi, insan kaynakları, ar-ge ve üretim gücüyle, girdikleri herhangi bir ülkedeki yerel pazardan kısa zamanda çok ciddi pazar payı alabilmektedir. Bu nedenle ülkemiz işletmelerinin de, dünyadaki gelişim ve değişim paralelinde, stratejik planlarını hazırlayıp, o yönde hareket etmesi gerekir.
Bugün ve gelecekte belli bir etkinliği ve gücü olmayan firmaların ayakta kalması gerçekten zordur. Bu nedenle işletmeler, birçok sektörde faaliyet gösterip dağılmak yerine, ana sektörlerine yoğunlaşarak, dünyayla rekabet etmeyi tercih etmelidir. Artık işletmeler, yatay büyümek yerine, en iyi oldukları sektörde dikey büyüme modeli üzerinde yoğunlaşmalıdır. Ülkemizdeki büyük holdingler bunun ön büyük örnekleridir. Ana sektörleri belirledikten sonra, o sektörde büyürken, diğer yan sektörlerden yavaş yavaş çıkmaya başlamışlardır.
Burada, ‘herkesin en iyi bildiği işi yapması’ sözü de değişime büyük anlam katmaktadır. Nitekim bu süreçte, bugüne kadar uygulanan satış ve pazarlama yöntemleri de değişerek, eldeki veriler doğrultusunda hareket edilmesi önem kazanmıştır. Özetle, işletmeler için ayakta kalıp rekabet edebilmek için, üretim yapmak kadar, ürettiğini satmak da ciddi önem kazanmıştır. Bugün uluslararası bir dünya devi; yüzlerce veya binlerce dağıtım noktasını, farklı ülkelerdeki fabrikalarını, on binlerce çalışanını bilgi teknolojileri altyapısı ile anında yönetebilmektedir.
Kurumsal Kaynak Planlama (ERP), İş Zekası, B2B, B2C gibi bilgi teknolojilerindeki gelişmeleri anında işletmesine revize eden firmalar, rakipleriyle arasındaki uçurumu hızla açmaktadır. Global şirketlerin bu gücü karşında; ülkemizdeki KOBİ’lerin de işletmeleriyle ilgili doğru ve etkin veriyi elde edip veriler doğrultusunda stratejisini belirleyebilmesi için bilgi teknolojileri yatırımlarını yapması gerekir. Çünkü herhangi bir ürünle ilgili, mesela anneler gününe ait son 5 yıllık bir veri, yaklaşmakta olan anneler gününe yönelik ne kadar bir üretim ve nasıl bir satış politikası yapılacağı konusunda kaynak oluştururken, yeni kampanya modellerinin belirlenmesine de ışık tutmaktadır.
Buradan bir konuya yeniden değinmek isterim ki; KOBİ’lerimiz üretimi öğrendi, şimdi sıra bunları pazarlamaya ve satmaya geldi. Uluslararası işletmelerle rekabette, satış ve pazarlama politikalarını hayata geçirecek olan firmaların, tek başına hareket etmeyerek, kendi sektöründen veya satış pazarlama ağı güçlü olan işletmelerle işbirliği yapması gerekir. Zira tek başına hareket, acımasız küresel rekabette, firmaya hiçbir fayda sağlamaz. Bu nedenle firmalar, hatta herhangi bir sektördeki tüm firmaların birlikte hareket edip, güçlerini birleştirmesi gerekir. Bu konuda, sivil toplum örgütlerinin, yerel yönetimlerin ve ilgili kamu kurumlarının vizyon açıcı çalışmaları olmalıdır.
Bu çalışmalar belirli bir plan çerçevesinde yapılmalıdır ki; ülkenin kaynakları rastgele kullanılmamalıdır. Bugüne kadar üretim bilgisi ve teknolojisine ihtiyaç duyan bir işletme; artık uluslararası arenaya çıktığında, farklı ülkelerdeki pazar politikaları, tüketici eğitimleri, yasal düzenlemeler, satış, pazarlama ve reklam çalışmaları gibi konularda bilgi ve desteğe ihtiyaç duymaktadır. Bu firmalara, ihtiyaç duyduğu konularda iş planları ve metotlar konusunda, finans, pazarlama politikalarının oluşturulması konularında ilgili kurum ve kuruluşların rehberlik etmeleri önemlidir. Zira, ülkemizde ilk 500 içindeki tüm firmaların milyon dolarları bulan cirosu, milyar dolarları bulun uluslararası firmaların ciroları yanında çok küçüktür. Neredeyse, Coco Cola, IBM gibi dünya devi global şirketler, birçok ülkenin GSMH büyüklüğünden, daha fazla kadar ciro gerçekleştirmektedir.
Rekabet Edebilir Sektörler Çıkarmalıyız
Ülkemizde hemen hemen her sektörde yetişmiş firmalar vardır. Turizmde, bilişimde, sanayide, inşaatta, tarımda, uluslararası firmalar oluşturabiliriz. Burada hangi sektörlerle rekabet edeceğimize karar verip, bu sektörlerin ayağa kalması için hayata geçirilecek yol haritasının oluşturulması gerekmektedir. Zira işletmelerin, ellerindeki tüm kaynakları etkin olarak kullanmaları gerekir. Şirketler; sermayesini, insan kaynağını, vizyonunu, görüşünü, çok sayıda şirket kurmak yerine tek şirkete yoğunlaştırmalı ve o sektörde uluslararası başarılar elde etmelidir.
Üretimin yanında, satış ve pazarlamanın yapılması konusunda eldeki veriler etkin kullanılmalıdır. Zira hangi bölge veya ülkeye satış yapacağı belirlendikten sonra, o konuda önemli çalışmalar yapılmalıdır. İşletmelerin de küresel rekabet pazarında, birbirleriyle işbirliği yapmaları, ar-ge, satış pazarlama gibi konularda ortak hareket etmeleri önemlidir. Güç birliği oluşmadığı taktirde, dünyadaki milyonlarca firmaya karşı küçük firmaların pazar payları yok olacağından, batma noktasına gidecektir. ‘büyük balıkların küçük balıkları yutma’ sürecini yaşamamak için, işletmeler kardeş işletme işbirlikleri oluşturarak, en azından satış ve pazarlama konusunda birlikte hareket etmeyi öğrenmelidir.
Üretimin yanı sıra, satışa odaklanmayan firmalar, satış yapamayacağı için her geçen gün üretim oranını azaltacaktır. Dünyadaki gelişim ve değişim, uluslararası firmaların farklı bakış açıları ve dünyadaki etkinliklerinin artması sonucunda, ülkemizde 250 bine yakın olan KOBİ’nin, yaklaşık 50 bini bulan küçük işletmeleri, ne yazık ki, rekabet edemeyeceği için gelecek 5 yıl içinde kapanma noktasına gidebilir. Burada, yaklaşan tehlikenin kamu, yerel yönetimler ve sektör tarafından hızlı görülüp, gerekli tedbirlerin alınması gerekir. Bunun sonucu olarak da, bugünün küçük işletme patronları, çok yakın gelecekte, çalışan olma durumuna düşerken, bu işletmelerde çalışanlarda daha büyük işletmelerde çalışmaya başlayacaktır. Ülkemizde ayakkabıcılık ve tekstil sektörlerindeki daralmanın ardından mobilya başta olmak üzere birçok sektörde de daralma başlamıştır. Tüm işletmelerin gelişmeleri yakından takip ederek, kendilerini adapte etmeleri gerekir.