Aile Şirketi Olma Avantajını Rekabete Dönüştürün


Ana Sayfa \ Haberler \ Basın Bültenleri \ Aile Şirketi Olma Avantajını Rekabete Dönüştürün

Aile Şirketi Olma Avantajını Rekabete Dönüştürün
 
UyumSoft Genel Müdürü Mehmet Önder, 

Aile şirketleri, Türkiye’deki şirketlerinin büyüme sebebidir ve ülkemiz şirketlerinin hemen hemen hepsi aile şirketidir. Birçok holdingde ve şirketlerde, 2’nci veya 3’ncü kuşak tarafından yönetilen ve uluslararası arenada ciddi başarılar elde eden işletmeleri görmekteyiz. Çünkü aile şirketlerinin; finansal, yönetimsel ve örgüt kültürü açısından ciddi avantajları vardır. Aile şirketlerinde, çok iyi bir dayanışma olur ve sadakat duygusu diğer şirketlere göre daha fazladır. Aile olmanın getirdiği avantajlarından yararlanılarak, düşünceler daha özgürce söylenir ve çalışanlar genelde mutludur.

Dolayısıyla şirketin ve kişilerin hedefleri çok daha gerçekçi şekilde belirlendiği için örgütsel amaçlara daha kolay ulaşılır. Şirket, birbirlerini tanıyan bireylerden oluştuğundan, maksimum ölçüde ekip sinerjisinden yararlanılır. İşin yürütülmesi esnasında herhangi bir sorunla karşılaşıldığında ise, çalışanlar (aile bireyleri) genelde birbirlerine yardımcı olarak, eksikliklerini kapatarak, yapılması gerekenleri söze dökmeden icra ederler.

Girişimcinin şirketi kurmasındaki hedefi, diğer aile fertleri tarafından şirketin kurulduğu ilk günden itibaren bilinir ve hedeflere ulaşmak için hızlı kararlar alınır. Fon gerektiğinde, çoğunlukla ailenin menkul, gayrimenkul ve nakdinden yararlanılabilir. Öz kaynakların, sermayenin önemli bir kısmını oluşturması, dışarıda şirketi güçlü konuma getirir. Ayrıca, şirket finansman açısından zor bir döneme girdiğinde, ortaklar gayrimenkullerini diğer şirketlerdeki ortaklardan çok daha kolay feda edebilir. Çünkü ailenin adıyla bütünleşen şirket, ailenin çocuğu gibidir ve şirketin iflas etmemesi için aile bireyleri mal varlıklarından kolayca vazgeçebilir.

Aynı zamanda, tanınmış bir aile ve işletme olmanın getirdiği avantajlardan da ciddi anlamda yararlanılır. Bu bağlamda rakipler, tedarikçiler ve müşteriler nezdinde olumlu bir imaja ve güce sahip olunur. Olumlu imaj, işletmeye olan güven duygusunun oluşumuna yardımcı olur. Aile bağları kendilerini işe adamış bir yönetim kadrosunun oluşmasını sağlar. Şirket, aile bireyleri tarafından kurulduğu için sahiplik duygusu yoğun olarak yaşanır ve bu sahiplik duygusuyla beraber pazar payı arttırılarak, işletme sürekliliğinin sağlanmasında tempolu şekilde çalışılır. Ailevi ilişkiler, yetenekli aile bireylerinin başkaları yanında çalışmaları yerine, aile şirketinde çalışmayı tercih etmelerine neden olur. Aile içinde işin niteliğine uygun kişiler mevcut ise, bu kişiler başkalarının emrinde çalışmak yerine, ailenin sahip olduğu firmada çalışarak daha yüksek performans sergilerler.

Aile bireyleri küçük yaşlardan itibaren işle ilgili pek çok bilgiye sahip olacağından, iş süreçlerini kolaylıkla öğrenir. Bu nedenle işe ve işletmeye uyum sorunu, aile şirketlerinde çok az yaşanır. Bu şirketlerde kararlar çok hızlı alındığı için rakipler karşısında ciddi güç elde edilir. Her geçen gün acımasız bir hale dönüşen küresel rekabette, aile şirketlerinin kurumsallaşması da önemli bir konudur. Konunun uzmanı profesyonellerle çalışmak şirketleri başarıya taşır. Ancak burada önemli bir konu vardır ki o da, başarılı aile çalışanlarının işin başında olmalarıdır.

Zira, kurumsallaşma çalışmaları altında iş tamamen profesyonellere bırakılmamalıdır. Çünkü, işletmelerde girişimcilik başka bir şey, yöneticilik başka bir şey, teknik uzmanlık başka bir şeydir. Bugün ilkokul mezunu olup, kurduğu KOBİ’yi çok başarılı noktaya taşıyan yüzlerce girişimci vardır. Bu girişimciler, gecelerini gündüzlerine katarak, işletmelerini günümüze taşımıştır. Bu noktadan sonra, dünya rekabetine açılmada, yeni pazarlar bulmada, yeni ürünler geliştirmede, ar-ge çalışmalarında profesyonel ve kalifiye insan kaynağı çok önemlidir. Aile bireyleri ve profesyoneller, işletmelerini küresel rekabete taşımada, güçlerini birleştirerek, başarılara imza atacaktır. 
 
 
 
Aile Şirketlerinde ‘Uyum’ Önemlidir 


Eğer aile şirketinde uyum yok ise, şirket büyük olumsuzluklar yaşayabilir, hatta bu durumda çalışan profesyonellerin de yapabileceği çok fazla bir şey olamaz. Bu nedenle, aile şirketlerinde uyum çok önemli bir unsurdur. Buradan hemen şunu ifade etmek isterim ki, aile şirketlerinin olumlu birçok yönü yanında dezavantajları da vardır. Mesela, aile şirketlerinde günlük planlar ve çözümler ürettiği için, işletmenin kısa, orta ve uzun vadeli ciddi planları hazırlanmaz. Karın dağıtılması veya birinci ve ikinci nesil arasında finansman kaynakları konusunda oluşabilecek görüş ayrılıklarında ciddi çatışmalar yaşanabilir.

Akraba kayırma veya objektif  kriterlere dayanmayan bir sistem yönetsel açıdan sorunlar yaratırken, yetenekli profesyonellerin şirketten ayrılmasına neden olur. Aile bireyleri yetenek ve bilgiden ziyade, ilişki düzeyine göre şirkette işe başlaması nedeniyle başarılı profesyoneller kariyer yapabilecekleri firmalarda çalışmayı tercih edebilir. Zira, yönetimin uzman profesyonellerle çalışmaması, şirketin geleceği açısından ciddi risk yaratabilir. Şirketin kar dağıtımı, varis seçimi gibi konular işletmede büyük sıkıntılara neden olabilir. 
Ülkemizdeki KOBİ’lerin ağırlıklı olarak aile şirketleri olduğu göz önüne alındığında, bir aile şirketi olmanın avantajlarından yararlanmak gerekir. Zira aile şirketlerinin sahip oldukları avantajlar yanında, bir takım dezavantajları da olsa da, avantajları ön plana çıkararak şirketin yönetilmesi sağlanmalıdır.

Aile Şirketlerinin Yüzde 3.4’ü, 3’ncü Kuşağı Görüyor
 
Zira dünyadaki rakamlara bakıldığında, ABD’de yüzde 97.1, Almanya’da yüzde 99.8, Japonya’da yüzde 99.4 ve Türkiye’de yüzde 98.8. Diğer taraftan ABD’de kayıtlı şirketlerin yüzde 90’ı, İspanya’da yüzde 80’i, İtalya’da yüzde 95’i, İsviçre’de yüzde 85’i ve Türkiye’de yüzde 95’i aile şirketidir. Aile şirketlerinin temel amaçlarından biri, devamlılıklarını sağlayarak sonraki kuşaklara geçişi sağlamaktır.

Ancak bu çok kolay bir süreç değildir. Örneğin, ABD’de ortalama olarak, yeni kurulan aile şirketlerinin yüzde 40’ı daha ilk beş yılda yok olurken, geri kalanların yüzde 66’sı birinci kuşakta batmakta veya el değiştirmektedir.  Dolayısıyla ikinci kuşağa kadar yaşayabilen aile şirketlerinin, oranı yüzde 20’yi geçmemektedir Hatta, bu yüzde 20’nin, ancak yüzde 17’si üçüncü kuşağa devam edebilmektedir. Sonuçta, birinci kuşak tarafından kurulmuş olan 100 aile şirketinden sadece ve sadece 3.4 tanesi üçüncü kuşağa dek yaşamını sürdürebiliyor.

İngiltere’de de durum benzerdir. İngiliz şirketlerinin oranı da yüzde 3.3. üçüncü kuşağa devredebilmektedir. Türkiye’de de, durum bu ülkelerden pek farklı değildir. Aile Şirketleri hakkında yapılan araştırmalara göre, şirketin üçüncü kuşağa geçme oranı yüzde 15 oranındadır ve şirketlerin ömürleri en çok 25 ile 30 yıl arasında sınırlı olmaktadır. Burada yapılması gereken; ‘Aile Şirketi’ olmanın getirdiği avantajı kullanarak, şirket yönetimini devralacak gençlerin şirketi yönetme konusundaki yetkinliklerini arttırmaktadır.

Sonuç olarak, Aile şirketleri için en güvenli çözüm yolu, aile içerisinden kurumsallaşmanın önemini anlayıp uygulayan ve şirket yönetiminin her alanında söz sahibi olan genç aile bireylerin yetişmesinden geçmektedir. İşletme içinde sinerji oluşturan aile şirketleri, global rekabette her türlü zorluğun üstesinden gelecek güce, enerjiye ve azme sahiptir.