2015 yılına kadar, teknolojik trendlerde atılım yaşanacak


Ana Sayfa \ Haberler \ Basın Bültenleri \ 2015 yılına kadar, teknolojik trendlerde atılım yaşanacak

2015 yılına kadar, teknolojik trendlerde atılım yaşanacak 
UyumSoft Bilgi Sistemleri ve Teknolojileri AŞ
Genel Müdürü Mehmet Önder

Bilgi çağındayız. Teknoloji her gün gelişiyor ve değişiyor. Günümüzde teknolojinin 1 yılda aldığı yol, geçmişin 20 yılından daha hızlı ilerliyor. Ülkemizde işletmeler de, teknolojideki gelişmeleri ve değişimleri yakından takip ediyor ve 2015 yılına kadar, tasarım, üretim, pazarlama gibi birçok alandaki iş süreçlerinde teknolojik atılım yapmaya hazır. Zira, bilgi teknolojilerinde atılım yapılmadığı taktirde, gelişmiş ülkeler ile aramızdaki uçurum hızla artacağından, ülke olarak 2’nci ligden, 3’e lige düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalınabilir. Bugün ve gelecekte stratejik bilgi; sermaye-üretim-makine parkı kadar değerlidir. Bilgi çağının galipleri, Ar-ge çalışmaları ve yenilikçi fikirleri üreten işletmeler ve paralelinde bu işletmelere sahip olan ülkeler olacaktır.

Ülke olarak, son yıllarda bilgi teknolojileri konusunda, Telekom sektöründeki gelişmeler, altyapı çalışmaları, yazılım ve danışmanlık sektörlerindeki yetişmiş insan kaynağıyla ciddi bir yol aldık. 2015 yılına kadar yaşanacak değişimlere baktığımızda, karşımıza çıkacak kilometre taşları şunlardır: 
Bilgi üretme: Yeni yüzyılın adı, ‘bilgi çağıdır’. Dünyanın herhangi bir noktasından, istenilen herhangi bir bilgiye anında ulaşılıyor. Aynı anda birçok bilgiye ulaşmak, beraberinde bilgi kirliliğini de getirdiği için, gelecekte stratejik bilgiye sahip olmak önem kazanacak. Artık, kritik süreçlerin yönetilmesi, projelerin yapılması, tamamen bilgiye ve veriye dayalı gerçekleşmeye başlayacak.

Mikrocipler, nano-teknolojilerin ortaya çıkması, sesin ve görüntünün daha kolay getirilip- götürülmesi süreçleri başladı. Gelecekte; nitelik kazandırılmış bilgi ile ar-geye dayalı yenilikçi fikirler desteklenecek.

İletişim teknolojilerindeki gelişme: Telekomünikasyon sektörü yaptığı yatırımlar ile ciddi atak içindedir. Geniş bant ve görüntü algılama sistemlerinin yaygınlaşması, tüm sektörlerde verimliliği arttıracaktır. Bilgisayarların kapasitesi, ek bir maliyet artışı olmadan her 18 ayda bir iki katına çıkacaktır. Çiplerin, büyüklüğü atom boyutuna ininceye kadar sürecek ve bu gelişme, medya ve haberleşmede oyunun kurallarını değiştirecektir. Aynı zamanda, bilgi ve iletişim ağlarından yararlanan kişi sayısı artarken, fiyatı ucuzlayacak ve bilgi teknolojileri hayatın her alanında kullanılacaktır.   

Üretim ve karlılık:  Günümüzde üretim sorun olmaktan çıkmış ve bugün ve gelecekte satış ve pazarlama süreci önem kazanmıştır. Düğmeye basıldığı anda, milyonlarca parça üretmek artık mümkündür. 2010 yılından sonra, güneş kreminden otomobil lastiğine kadar çok sayıda sanayi ürününde nanoteknoloji kullanılacaktır. Metrenin milyarda biri uzunluğunu ölçü birimi olarak kullanan nano-teknoloji; daha hızlı, kaliteli ve daha düşük maliyetli üretime katkıda bulunacaktır. Kısaca, küreselleşme süreci ve yoğun rekabet, teknolojik ilerleme sonucunda düşen ürün maliyetlerinin paralelinde, bir yandan üretim artarken, diğer yandan kar marjlarında gerileme yaşanacak ve firmalar için ürettiğini satmak önem kazanacaktır. 

Satış ve pazarlama politikalarının değişmesi:  İşletmelerin; organizasyon, pazarlama, maliyet, üretim, finans gibi politikaları, tedarikçilerle olan ilişki yönetimi, müşteri yönetimi gibi unsurları, bilgi sistemlerindeki gelişmelerin paralelinde değişmektedir. Özellikle satış ve pazarlama politikaları, son 3 yıldır tümüyle değişmeye başlamıştır. Daha önceki yıllarda; bayilik, toptancılık, bölgesel satış sistemleri konuşuldu. Son yıllarda ise, ‘üretmek ve satmak’ politikası konuşulmaya başladı. Günümüzde satış temsilcisi müşterisiyle yaptığı görüşme sırasında; müşteriden alacağı siparişi ne zaman teslim edeceği, bunun stoktan karşılanıp karşılanamayacağı, eğer stoklarda yok ise tedarikçiden ne zaman geleceği, işletme içindeki üretim kapasite yükünün ne olduğunu gibi tüm soruların yanıtlarını anında notebook veya el bilgisayarlarından görecektir.  

Lojistik sektöründeki gelişme: Günümüzde rekabet, maliyetlerde değil, dağıtım kanallarında olmaktadır. Dağıtım, lojistik ve müşterinin tüketim noktasında istek ve taleplerine anında cevap veren firmalar ayakta kalacaktır. Bir dağıtım kanalı oluşturmanın maliyeti, üretim tesisi kurma maliyetinin birkaç kat fazlasıdır. Aynı veya farklı sektörlerde faaliyet gören işletmeler, dağıtım kanalında işbirliği yapabilir. Mesela bisküvi üreticisi ile süt üreticisi olan firma, ortak dağıtım kanalı ile birçok ildeki markete ürünlerini verirken, ortak satış ve pazarlama ekibiyle de ürünlerini pazarlayabilir. Dağıtım, satış ve pazarlama çalışmalarını, kardeş bir işletme ile yürüten firmanın, ürün maliyeti ortalama yüzde 10 azalacaktır.

Bu da önemli bir rekabet avantajıdır.
Enerji yapılanması: Ülkemiz, Türki Cumhuriyetler, Ortadoğu ve Rusya’nın, Avrupa ile bağlantısında enerji kolidoru görevini üstlenmektedir. Doğalgaz ve petrol kaynaklarının iletilmesi konusunda ciddi altyapı yatırımları yapılmıştır ve yapılmaya devam etmektedir. Ülke olarak gelecekteki enerji ihtiyacının karşılanması noktasında; nükleer enerji tesisleri ve rüzgar enerjisinden yararlanma gibi çeşitli alternatiflerden yararlanmanın yanı sıra, bor madenlerinin enerji üretimi ve otomobil yakıtında kullanılması da ön plana çıkacaktır. Gelecekte su kaynakları, altın değerinde olacak ve dağıtımı- pazarlanması konusunda yeni stratejiler belirlenecektir. 

Sektörel yapılanma: Akıllı fabrikaların devreye girmesiyle tesisler; daha az insan kaynağı ile sistem tarafından yönetilecektir. Geleceğin yükselen sektörleri arasında yer alan yazılım, turizm, lojistik, call-center, gemi üretimi, organik tarım, hayvancılık, catering gibi hizmet sektörleri; ülkeye döviz kazandırırken, istihdama da büyük katkı sağlayacaktır. Ülke olarak gelecekte lokomotif olan sektörlere yönelik fizibilite yapılmasının ardından; yatırım, pazarlama ve insan kaynağı yetiştirme konusunda çalışmalara başlanmalıdır. 

Eğitim ve nitelikli insan kaynağı: Bilgi teknolojilerindeki gelişmeye paralel, nitelikli insan kaynağı ve konusunda uzman liderlere ihtiyaç olacaktır. Liderlik, girişimcilik, nitelikli insan kaynağı, CEO’luk büyük önem kazanacaktır. Vasıfsız insan kaynağı ortadan kalkacak, herkes okuyacak ve eğitim aldığı sektörde ara elaman olarak istihdam olacaktır. Zira, eğitim imkanlarına ulaşmak, online ortamda kolay, ucuz ve ulaşılabilir olacağı için, şehirler ve ülkeler arasındaki eğitim uçurumu da büyük oranda ortadan kalkacaktır. Dersler ve sınavlar, internet ortamında interaktif olarak yapılacaktır. Ezber yapmak önemini yitirecek, iş hayatında daha çok bilen değil, yaptığı araştırma sonucu aldığı stratejik kararlar ile işletmeyi en başarılı şekilde yönetenler tercih edilecektir.

Köylerden şehirlere göç: Köylerden şehirlere göç artarak devam edecektir. Bu artış da, şehirlerde altyapı, güvenlik, işsizlik gibi ciddi sıkıntılara neden olacaktır. Mesela, İstanbul’a yılda yaklaşık 300 bin kişi göç etmektedir. Diğer bir değişle, her gün İstanbul’a bin yeni kişi gelmektedir. Bu kadar büyük bir nüfusa; ulaşımdan sağlığa, iş olanağından eğitime kadar hizmet götürmek zordur ve ciddi bir kaynak ihtiyacını doğurur. Diğer taraftan şehirlere göç;  toplumsallık yerine bireyselliği ön plana çıkardığı için aile kavramı da gittikçe zayıflamakta ve birlikte yaşama kültürü yok olmaktadır. Aynı zamanda yaşanan göçün paralelinde, tarım ve hayvancılık sektörlerinde ciddi daralma gözlenmektedir. İlgili kurum ve kuruluşların özellikle tarım ve hayvancılık konusunda yeni politikalar ve teşvikler getirmesi gerekir. Zira, tarım ve hayvancılık bir ülke için stratejik sektörlerin arasındadır. 

AB, Uzakdoğu, Ortadoğu, Rusya, Afrika ve Türki Cumhuriyetlerle işbirliği süreci : Avrupa Birliği’ne entegrasyon süreciyle ilgili yapılanmalar devam edecektir. AB’ye uyum sürecinde yeni kanunlar ve yönetmelikler çıkarılacaktır. AB’nin yanı sıra, Uzakdoğu, Ortadoğu, Afrika, Türki Cumhuriyetler ve Rusya ile de politik ve ekonomik işbirliği çalışmaları yapılmaktadır. Ekonomik işbirliği sürecinde Türkiye birçok ülkede yatırım yaparken, yabancı birçok firmada Türkiye’de yatırım yapmayı sürdürecektir. Zira, geçtiğimiz son 2 yılda Türkiye’ye, yılda 20 milyar dolara yakın yabancı sermaye gelmiştir ve ağırlıklı olarak finans, gıda, Telekom sektörlerinde işbirliği yaşanmıştır.

Türk işadamları da yeni hedef pazarlar olan Çin, Mısır, Azerbaycan, Rusya, Malezya, Endonezya, Türkmenistan gibi ülkelerde yatırımlarına devam etmektedir. Global pazarlarda yaşanan yoğun rekabetin paralelinde, Türk firmalarının da, uluslararası büyüklüğe ulaşmak için, yerli ve yabancı şirketlerle evlilik veya satın alma sürecine gitmeleri önemlidir. Bu arada, globalleşmenin getirdiği acımasız rekabetin paralelinde, tekstil başta olmak üzere bazı sektörlerde daralma yaşanırken, enerji, lojistik, turizm gibi diğer sektörlerde de büyüme gerçekleşmektedir. Dünyanın birçok noktasına 3- 4 saat uçuş uzaklığında olması nedeniyle ülkeler arasında yer alan Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle Batı ile Doğunun ulaşım koridoru olma avantajını katma değere dönüştürerek, ülke ekonomisine katkı sağlamaya devam edecektir.

Sermayenin yapılanması:  Sermaye birikimi, global dünyadaki yoğun rekabet karşısında her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Küçük bir köy haline gelen dünyamızda, X ülkedeki bir işletme, Y ülkede ciddi pazar payı elde edebiliyor. Tabi işletmelerin onlarca farklı noktadaki hareketlerini, tesislerini ve insan kaynağını anında yönetebilmesinde, bilgi teknolojileri yatırımları önemli rol oynuyor. Günümüzde üretim sorun olmaktan çıkmış, satış ve pazarlama önem kazanmıştır. Bir işletmenin dünyayla rekabet edebilme noktasında ise, işletmelerin sermaye birikimleri önem kazanmıştır. Sermayesi küçük olan ve iş süreçlerini yönetirken sıkıntısı çeken firmaları, ne yazık ki gelecekte çok zor günler beklemektedir.

Ciroları milyon dolarları veya milyar dolarları bulan dev rakipler karşısında, küçük bir işletmenin ayakta kalması imkansızdır. Rekabet edecek tüm işletmelerin, sermaye birikimi, nakit yönetimini gibi firmadaki tüm süreçlerini çok iyi yönetmesi paralelinde başarıyı da getirecektir. İşletmeler, kendilerine güç katacak, yeni pazarlar açacak başka firmalar ile işbirliği sürecine sıcak bakmalıdır. En azından lojistikte işbirliği yapılması bile ürün maliyetlerini yüzde 10 aşağıya çekecektir ve bu ciddi bir fiyat avantajıdır. Firmalar yerli bir firmayla işbirliği yapabileceği gibi, Ortadoğu, Türki Cumhuriyetler veya Afrika gibi hedef pazarlardaki firmalar ile de işbirliği sürecine gidebilir.

Eğer küçük bir işletme, iş süreçlerini yönetemiyor ve sürekli krizi giriyor ise, elindeki küçük sermayesini de eritip yok etmek yerine, ya işletmesini satmalı ya da yerli veya yabancı bir firmayla ortaklık yapmalıdır. Zaman bekleme zamanı değildir. Eldeki sermayeyi eritip, yok etmek, hem işletme sahiplerine hem de istihdam ettiği insan kaynağına büyük zararlar verecektir. Kısaca, artık günü birlik politikalar yerine, firmaların sektördeki gelişmeleri yakından takip ederek, alacağı stratejik kararla ile işletmesini yönetme zamanıdır.